A+ A A-

Tarih ve DDKO

  • Kategori: Rojev
  • Gösterim: 16608

İnsanoğlu varoluşundan bu yana tarih denilen bilim ya da hikayeye çok meraklıdır. Bu herhalde onun merakı gibi kendi dışında olan, fakat kendisi tarafından yaratılmış ya da yeniden inşa edilmiş hayatın farklı tekrarlarına tutkusundan ileri geliyor. 

Fakat insanoğlu, bu tutkuya rağmen, tarihi gerçek şekliyle yeniden yazamadı. (Bir biyolog, insanın anne karnında oluşumunu yüzlerce defe inceleyebilir, ama bir tarihçinin Fransız ihtilalinin oluşumunu bir daha görme şansı yoktur. Bu nedenle bulabildiklerini yorumlamakla yetinecektir.)

İnsanlığın gerçek tarihini yeniden ortaya çıkarmak konusunda, tarih yazma tarihinde en önemli adımlar atan Marx'ın yöntemi (tarihsel materyalizm) bile halefleri tarafından uygulandığında, yaşadıkları "maddi ortamın" etkisiyle olacak (çünkü O öyle diyordu), öyle farklı yorumlara uğradı ki, bugün tarih denilen karmaşa, bütün çözülmezliğiyle önümüzde duruyor.

Örneğin, olayların ne zaman tarih olduğunun bir ölçüsü yoktur. Bittiği gün mü? On sene ya da yüz sene sonra mı? Bazı olaylar ya da uzun dönemler geç tarih olur. İnsanlığın sonradan karşı çıktığı gelişmeler hemen ”tarihin çöplüğüne” atılır! Bir de bazı önemli, dönemine damgasını vuran olaylar vardır ki, çok hızlı tarih olurlar. Tarihçiler sabırsızlıkla o olayın tarihselleşmesini isterler ki üzerine bir şeyler söyleyebilsinler. Fransa'daki Mayıs 68 olayları böyledir. Hemen tarihselleşmiştir.

Kürt ulusal hareketinde de D.D.K.O. olayının hızla tarihselleşmesi ve üzerinde tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

D.D.K.O. üzerine şimdiye kadar ciddi incelemeler yapılmadı, hatta birçok siyasi yazıda rastladığımız gibi “küçük burjuva örgütlenmesi” denilerek geçiştirildi.

D.D.K.O. Kürt ulusal hareketinde bir aşama, bir dönüm noktasıdır. 1940'larda Dicle Talebe Yurdu'nun açılmasıyla ortaya çıkan “Doğucu” hareket, 49'lann tevkifatıyla doruğuna ulaşmış, daha sonra da T.İ.P ve Y.T.P. içerisinde iki farklı söylemde devam ederken. D.D.K.O'nun kurulması, hareketi sıçratmış, “Doğucu” olmaktan çıkarıp, “Kürt” hareketi olma niteliğini yeniden kazandırmıştır.

1969'da Ankara ve İstanbul'daki -özellikle de T.İ.P. ve F.K.F. çevresindeki- Kürt üniversiteli gençlik tarafından kurulan D.D.K.O. Türkiye Cumhuriyeti’nde kurulan ilk legal Kürt örgütlenmesidir. Zaten dönüm noktası olma özelliği de buradan geliyor. Bu legal örgütlenme içerisinde bir araya gelen ve henüz birbirlerini tanımayan 400 kadar Kürt aydını Ankara ve İstanbul'daki iki çatı altında kaynaşmış ve kadrolaşmıştır. Amaç da baştan itibaren budur, ”Doğu” isminin bir araya topladığı aydın kitlenin, Kürt hareketinin kadrolarını oluşturması. Öğrenimini tamamlayan kadroların Kürdistan'a dönerek kendi bölgelerinde Kürt hareketinin köşe taşlan olmaları. Gerçi bu tam anlamıyla böyle olmadıysa da, hedefe ulaşıldığı söylenebilir. D.D.K.O öncesi var olan K.D.P. ve 76-77 de ortaya çıkan P.K.K. hariç, bugün Türkiye Kürdistan’ındaki bütün siyasi hareketler köklerini D.D.K.O.'dan almışlardır.

D.D.K.O'nun ikinci önemli özelliği ise, ulusal-demokratik bir örgüt olmasından kaynaklanıyor.

Ulusaldır, çünkü üyelerinin siyasi kanaatleri ve sınıfsal kökenleri birbirlerinden çok farklıydı. Marxist-Leninistler (bunlar da o dönem Milli Demokratik Devrimci ve Sosyalist Devrimciler olarak ikiye ayrılıyorlardı), bunların dışında Maoistler, Kürt milliyetçileri, hatta milliyetçiler arasında İslami ideolojileri, ezen ulusla birlikte ya da bağımsız örgütlenmeyi savunanlar gibi çok değişik eğilimleri bağrında taşıyabilmiştir.

Demokratiktir, bu saydığım farklılıklara rağmen, gerçekten her iki örgüt de (Ank. ve İst.) demokratik bir tarzda yönetilmişlerdir, Kararlar üyelerin önemli bir kısmının düzenli katılımıyla alınmıştır. Bu da örgütü hem çok canlı tutmuş, hem de büyük görüş farklılıklarına rağmen, bölünme noktasına getirecek patlamalara engel olmuştur.

D.D.K.O. faaliyette bulunduğu dönemde, Kürt ulusal hareketi açısından önemli adımlar atmıştır. “Doğu”daki baskıların, yoksulluğun köklerinin ulusal nedenlerinden geldiği ve Kürt halkının varlığı ilk defe net bir şekilde Türkiye ve Kürdistan kamuoyu önünde vurgulanmıştır. “Halklara özgürlük”, “Doğu 'da milli zulme son”, “Kürtlere özgürlük” gibi sloganlar D.D.K.O. ile siyasi sahneye çıkmıştır. Özellikle “Türkiye Halkları” tanımlamasının ısrarla üzerine basılması, Türk solunu allak bullak etmiş, o döneme kadar hiç akıllarına getirmedikleri ya da getirmekten bile korktukları bir konuyu, Kürt sorununu gündeme getirmiştir.

Kürdistan'daki komanda hareketleri yerinde incelenmiş ve müdahalede bulunulmuş, o güne kadar kamuoyunun “eşkıya takibi” olarak bildiği bu eylemlerin, milli baskı niteliği, ciddi hazırlanmış bir raporla kamuoyuna sunulmuş, basın günlerce bu sorunla meşgul edilmiştir.

D.D.K.O. faaliyet halinde bulunduğu 12 Mart Darbesine kadar (daha sonraki mahkeme safhaları ayrıca ele alınmalıdır), uzun bir aradan sonra Türkiye üzerinde İlk Kürt rüzgarını estirmiş ve üzerine aldığı tarihi görevini başarıyla tamamlamış, ilk legal, milli ve demokratik Kürt örgütüdür.

Bu yazı D.D.K.O. üzerine bir inceleme ya da bir tanıtma yazısı değil bir hatırlatmadır. Kürt ulusal hareketi içerisinde birlik sorunlarının önemli ölçüde gündeme getirildiği bugünlerde. D.D.K.O'nun ciddi bir şekilde tartışılması gerektiği kanısındayım. D.D.K.O'yu iyi inceliyebilirsek ve bu konuda derin analizler yapabilirsek, ulusal hareketin bugün aldığı biçimle ilgili çok önemli ipuçları verebileceği gibi, birlik tartışmalarına da olumlu katkıları olacaktır.

D.D.K.O. Kürt siyasal hareketinde, daha sonra bir örneği yaratılamamış önemli ve olumlu bir adımdı. Gerek D.D.K.O’da bulunmuş kişilerin, gerekse de siyasi grupların bu konuyu ele almalarında büyük yararlar olacaktır.

Ali Bucak

KP, sayı 4, sayfa 9, 10 Kasım 1986

Fotoğraftakiler: 12 Mart Diyarbekir Sıkıyönetim Cezaevi soldan sağa ayaktakiler: Alibey Köylü, Yılmaz Balkaç, Fikret Şahin, İbrahim Güçlü Oturanlar: Battal Battê, Mümtaz Kotan, Mahmut Kılıç, Yümnü Budak